Bağdat Caddesi'ne Ağıt
ya da mahallelerimizi nasıl kaybettik?
Otobüs yolculukları hiç bir zaman 80li ve 90lı yıllarda olduğu kadar keyifli olmadı, ve bir daha da olmayacak. Uçakların ucuzlaması ve özel otomobillerin yaygınlaşması yüzünden o yıllar, bir daha dönmeyecek şekilde geride kaldı.
Zonguldak’ta oturup, Ankara’da yatılı okula gidip geldiğim 1982-1983 yıllarında, otobüs neredeyse tek ulaşım aracıydı. Uçak çok pahalıydı ve sadece birkaç şehirde havaalanı vardı, demiryolları çok yetersiz, trenler de yavaş ve pisti, herkesin de arabası yoktu.
Hal böyle olunca, asfalt yollar üzerinde, kocaman ve aslında hiç de böyle sessiz sedasız ve umursamadan gömülmeyi de haketmeyen bir kültür yaratmıştık.
Bu yolculukların, sigara kokusu içinde arabesk müzikler dinlemek zorunda kalmak gibi sevimsiz tarafları da vardı elbette; ama henüz benzin istasyonları ve outlet mağazaları tarafından işgal edilmemiş yollarda kuğu gibi süzülen Mercedes 302'lerde yolculuk etme şansını bir daha asla bulamayacağız.
Suadiye Trenyolu Üst Geçidi
Buranın üstünde bekleyip altımızdan trenlerin geçmesini seyrederdik
xxx
xxx
1982 yılında Ankara Anadolu Lisesi’nin Dışkapı’daki binasında, akşam saatlerinde, pencereden hemen ilerideki otobüs terminaline bakıyorduk. Elbette ki Ankara Otobüs Terminali, o yıllarda tren garının hemen yanındaydı. Dışkapı’daki büyük ihtimalle, kuzeydoğu illerine giden hatların yolcu indirip bindirdiği küçük bir terminaldi.
Pencereden bakıp otobüsler hakkında yorumlar yapardık. Yetmişli yılların tümünde ve seksenlerin yarısına kadar efsanevi Mercedes Benz 302 hakimiyeti vardı. Tüm iddialı otobüs firmaları 302’nin küçük farklılıklar içeren modellerini kullanırdı.
Bazılarının ön kapısı; bazılarının hem ön, hem de arka kapısı otomatik açılırdı. Bazılarının tavanında, yuvarlak havalandırma üniteleri bulunurdu. En iddialı modellerin de tavanında klimaları vardı. Bu en iyi model 302’ler bize çok nadir rastlardı.
Xxx
Zonguldak’a sefer yapan iki iddialı otobüs firması vardı Kanberoğlu ve Güven. 1970’li yılların sonunda, Zonguldak-Ereğli yolunda Kanberoğlu’nun yaptığı bir kaza beni çok etkilediği için asla binmedim ve yolculuklarımın tümünü Güven’le yaptım.
Batı Karadeniz ve Doğu Marmara'da her ilin ve birçok ilçenin Kastamonu Güven, Karabük Güven gibi Güven adlı otobüs firması bulunurdu. Hangisinin ilk olduğu konusunda hiçbir fikrim yok, ama o zamanlar dünyanın merkezinin Zonguldak olduğuna inandığım için en birinci ve en büyük olanının Zonguldak Güven olduğu konusunda hiç şüphem yoktu.
Böyle düşünmek için haklı sebeplerim de vardı. Zonguldak Güven, müşterilerine o zamanın koşullarına göre birinci sınıf hizmet sunardı. Otobüsler temizdi, zamanında kalkardı, şöförler ve muavinler yolculara kibar davranır ve asla yoldan müşteri almazlardı.
O yıllarda Varan uzak ara hizmet kalitesinde birinciydi, onun ardından Ulusoy, Pamukkale, Kamil Koç gibi kaliteli firmalar geliyordu. Güven de onlardan biriydi.
1980'lerde Bostancı
Buradan Taksim dolmuşları kalkardı
Xxx
xxx
xxx
Gerçek ismini ve kendisine neden Boncuk adının takıldığını bilmediğim posbıyıklı, mütevazi görünümlü kişi, Güven Turizim'in en hızlı kaptan şöförüydü.
Dış görünüşünden ve sakin tavırlarından beklenmeyecek kadar hızlı otobüs kullanan ve hiç kaza yapmamış olan Boncuk, Zonguldak-Ankara güzergahının virajlı ve uçurumlu yollarında, o devasa Mercedes302S'i pazar gezisine çıkmış gibi rahatça kullanırdı.
Zonguldak-Ankara güzergahı, şimdiki halinden oldukça farklıydı. Aslen Devrekli olan ANAP'lı eski ulaştırma bakanı rahmetli Veysel Atasoy, bu yolları daha sonra çok modern bir hale getirmeden önce, 1980'lerin başında Zonguldak-Ankara yolu çok tehlikeli bir yerdi .
Özellikle Dorukhan Tüneli henüz yokken, dağın etrafını dolaşan ve altında yüzlerce metrelik uçurum bulunan o daracık yol hepimizin kabusuydu.
Xxx
Boncuk'la ilk kez, babamla birlikte Zonguldak'tan Ankara'ya gittiğimizde tanıştım. Babam, şöför koltuğuna oturmak üzere olan adamı göstererek: "Bak bu Boncuk!" dedi. Babam o yıllarda İstanbul'da doktora çalışmasını yürüttüğü için çok fazla otobüse biniyordu ve Boncuk'un ününü duymuştu.
Posbıyıklı, hafif kilolu, orta boylu, tonton ve sevecen bir bakkal amca olacakken, Güven'in efsane kaptanı olmuş bu adamı yol boyunca hayranlıkla izledim ama o yolculukta nedense çok hızlı sürmediği için, biraz hayal kırıklığına uğradım. Boncuk'un gerçek performansıyla tanışmam daha sonraki bir yolculuğa nasip oldu.
Ankara Anadolu Lisesi'nde yatılı okurken bir seferinde hafta sonu tatili, bir başka bayramla birleşerek birkaç günlük bir tatile dönüşmüştü. Ben de bunu fırsat bilerek bir aile ziyareti planladım. Ama bu kez bizimkilere haber vermeden gelerek bir sürpriz yapmaya karar verdim.
Jetonu telefona attım, Güven'in Ankara bürosunu arayıp yerimi ayırttım; ilk fırsatta Ankara Terminali'ne giderek biletimi aldım ve yolculuk gününü sabırsızlıkla beklemeye başladım.
xxx
xxx
Xxx
XXX
xxx
Otobüs öğleden sonra kalkıyordu. Terminale gidip yerime oturdum ve birkaç dakika sonra tüm sakinliğiyle Boncuk geldi ve kaptan koltuğuna yerleşti. Geçen seferi hatırlayarak çok da heyecanlanmadım.
O gün Boncuk'un gerçek bir efsane olduğunu gözlerimle gördüm ve vücudumun her ücresinde adrenalin olarak hissettim. Yola çıktığımız andan, Zonguldak'a varana kadar aynı sakinlikle ve aynı hızla devam etti.
Defalarca kaza yaşanan Kargasekmez'den, Kızılcahamam virajlarından, Gerede'nin yokuşlarından geçtik. Bir yandan da hava kararıyordu ve ben gerçekten korkmaya başlamıştım. Korkunun doruğuna da Dorukhan Geçidi'nin üstündeki dağı geçerken ulaştım.
Normalde iki otomobilin yanyana geçmesine ancak izin verecek daracık bir yolda Boncuk neredeyse saatte 100 kilometreyle devasa Mercedes 302'yi rahatlıkla sürüyordu. Tam o sırada karşıdan başka bir otobüs geldi ve yavaşlamaya bile tenezzül etmeden diğer otobüsün yanından kıvrılarak geçti. Büyük ihtimalle lastiklerimizden bazıları uçurum boşluğunu teğet geçmiştir.
Her tehlike atlattığımızda korkudan gözümü kapatıyordum ve aklıma 1970'lerin sonunda Zonguldak-Ereğli yolunda uçuruma düşen Kanberoğlu otobüsünün görüntüleri geliyordu. 1970'lerin sonundaki o kazadan birkaç gün sonra otomobille oradan geçerken durup bakmıştık. Uçurumun dibinde, neredeyse yarım kilometre aşağıdaki otobüsün üst kısmı tümüyle yok olmuştu ve koltuklar görünüyordu. Oradan yuvarlanırken yolcuların ne kadar korkmuş ve acı çekmiş olduklarını düşündüm yıllar boyunca ve o manzara gözümden hiç gitmedi.
Xxx
Elbette sağ salim Zonguldak'a ulaştık ve Boncuk el freninin çekerek durdu; bize gülümseyerek, o zamanlar adet olduğu üzere "cümleten geçmiş olsun" diyerek terminaldeki Güven bürosuna doğru sakince uzaklaştı.
Aileme sürpriz yaptığım için terminalde beni bekleyen de yoktu ve bir taksiye atlayarak Akademi Lojmanları'na gittim. Ne yazık ki bizimkilerin de o gece misafirliğe gideceği tutmuş ve kapıda kalmıştım. Şimdi garip gelse de, komşuluk ilişkilerinin çok sağlam olduğu o günlerde yapılacak en doğal şeyi yaparak yan komşumuz Hasan Amcalar'ın kapısını çaldım, durumu anlatıp o gece orada uyudum.
Bizimkiler gece yarısında gelince Hasan Amcalar benim geldiğimi haber vermişler ve onlar da o sevinçle beni uyandırarak eve getirmişlerdi. Böylece, her yönüyle maceralı olan bir Ankara-Zonguldak seyahati de mutlu sonla bitmişti.
Zonguldak'taki o birkaç günlük tatilimde hep bu yolculuğu ve Boncuk'u düşündüm. Gözümde dağların arasındaki uçurumda son sürat gidişimiz canlandı sürekli. Zaten bugüne kadar da hiç gözümden gitmedi.
XXX
xxx
Xxx
xxx
xxx
Bu yazıyı yazarken internette Güven Turizm hakkında araştırma yapınca çoktan kapanmış olduğunu anladım. Boncuk ile ilgili ise tek bir satır bile bulamadım.
Şehirlerarası otobüs yolculuğu denince aklıma gelen en güzel şeyler, o güzelim Mercedes 302'ler, Güven Turizm, onun efsanevi kaptanı Boncuk ve Zonguldak'ın ormanların içinden kıvrılarak giden incecik harika yolları. Şimdiki geniş otoyollar ve üzerinde giden uzay gemisi gibi devasa otobüsler hiç heyecan vermiyor; her ne kadar rahat olsalar da.
Birkaç yazı dışında unutulmaya yüz tutmuş bir otobüs firmasının unutulmuş efsane kaptanı Boncuk, benim hayallerimde hep yaşayacak. Şimdi hayatta mı, hayattaysa ne yapıyor hiç bilmiyorum.
Umarım hayattadır ve huzurlu bir Zonguldak kahvesinde; o sakin gülüşüyle, arkadaşlarına, kuğu gibi süzülen Mercedes 302 otobüslerininin yolların kralı olduğu o harika günlerden kalma yol maceralarını anlatıyordur.
Xxx
Elbette sağ salim Zonguldak'a ulaştık ve Boncuk el freninin çekerek durdu; bize gülümseyerek, o zamanlar adet olduğu üzere "cümleten geçmiş olsun" diyerek terminaldeki Güven bürosuna doğru sakince uzaklaştı.
Aileme sürpriz yaptığım için terminalde beni bekleyen de yoktu ve bir taksiye atlayarak Akademi Lojmanları'na gittim. Ne yazık ki bizimkilerin de o gece misafirliğe gideceği tutmuş ve kapıda kalmıştım. Şimdi garip gelse de, komşuluk ilişkilerinin çok sağlam olduğu o günlerde yapılacak en doğal şeyi yaparak yan komşumuz Hasan Amcalar'ın kapısını çaldım, durumu anlatıp o gece orada uyudum.
Bizimkiler gece yarısında gelince Hasan Amcalar benim geldiğimi haber vermişler ve onlar da o sevinçle beni uyandırarak eve getirmişlerdi. Böylece, her yönüyle maceralı olan bir Ankara-Zonguldak seyahati de mutlu sonla bitmişti.
Zonguldak'taki o birkaç günlük tatilimde hep bu yolculuğu ve Boncuk'u düşündüm. Gözümde dağların arasındaki uçurumda son sürat gidişimiz canlandı sürekli. Zaten bugüne kadar da hiç gözümden gitmedi.
XXX
xxx
Xxx
xxx
xxx
Bu yazıyı yazarken internette Güven Turizm hakkında araştırma yapınca çoktan kapanmış olduğunu anladım. Boncuk ile ilgili ise tek bir satır bile bulamadım.
Şehirlerarası otobüs yolculuğu denince aklıma gelen en güzel şeyler, o güzelim Mercedes 302'ler, Güven Turizm, onun efsanevi kaptanı Boncuk ve Zonguldak'ın ormanların içinden kıvrılarak giden incecik harika yolları. Şimdiki geniş otoyollar ve üzerinde giden uzay gemisi gibi devasa otobüsler hiç heyecan vermiyor; her ne kadar rahat olsalar da.
Birkaç yazı dışında unutulmaya yüz tutmuş bir otobüs firmasının unutulmuş efsane kaptanı Boncuk, benim hayallerimde hep yaşayacak. Şimdi hayatta mı, hayattaysa ne yapıyor hiç bilmiyorum.
Umarım hayattadır ve huzurlu bir Zonguldak kahvesinde; o sakin gülüşüyle, arkadaşlarına, kuğu gibi süzülen Mercedes 302 otobüslerininin yolların kralı olduğu o harika günlerden kalma yol maceralarını anlatıyordur.
